Ruanda Soykırımı’nın (Katliamı) arkasında Amerika vardı.

Resim: Afrika, Ruanda

Resim: Afrika, Ruanda

 

Ruanda Soykırımı’nın (Katliamı) arkasında ABD vardı. Amaç, Orta Afrika’da ABD kuklası bir ülke oluşturmaktı.

 

Dünya, Ruanda soykırımının 20. Yılını anıyor. Resmi açıklamalar ve hikâyeye göre soykırım, Tutsilere karşı Habyarimana hükümetine bağlı Interahamwe milisleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Soykırımı tetikleyen olay ise, Cumhurbaşkanı Habyarimana’nın ölümüyle sonuçlanan uçağın düşürülmesidir. Eldeki deliller, uçağın düşürülmesinde ABD’nin gizli bir rol üstlendiğini gösteriyor.

 

Ruanda Katliamı’nın ardında yatan jeopolitik etkenler iyi anlaşılmalıdır.

 

Fransa, Habyarimana hükümetini desteklemekle suçlansa da; ABD,  soykırımı tetikleme noktasında gizli roller üstlenmiştir.

 

Hedef, Fransa’yı Orta Afrika’dan çıkartmaktır. Günümüzde de benzer bir gizli girişim, Fransa nüfuzu altındaki bir diğer Afrika ülkesi olan Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinde denenmektedir. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, Müslüman ve Hıristiyanlar arasında etnik ayrımcılık kışkırtılmaktadır, hedef yine aynıdır: ABD kuklası bir hükümet yerleştirmek.

 

1994 Ruanda Soykırımı, stratejik ve jeopolitik amaçlara hizmet etmiştir. Etnik katliamlar, Fransa’nın güvenilirliğine büyük bir darbedir ve Orta Afrika’da ABD’ye yeni sömürge bölgelerinin kapılarını aralamıştır.

Ruanda’nın başkenti Kigali, Fransız-Belçika sömürgesi durumundan, sürgün edilmiş Tutsilerin yönetimindeki RPF (Rwandan Patriotic Front) hükümetinin eline geçmiştir, yani İngiliz-Amerikan sömürgesi haline gelmiştir. İngilizce, devlet ve özel sektörde kullanılan en baskın dil haline gelmiştir. 1994’de sürgünden dönen Tutsiler, Hutulara ait firmalara, işyerlerine el koymuşlardır.

Ruanda ordusu (RPA), İngilizce ve Kinyarwanda dilinde işlev görmeye başlamıştır.  Fransa-Belçika’ya bağlı üniversite, İngilizce olarak eğitim vermeye başlar. İngilizce, Fransızca ve Kinyarwanda ile birlikte Resmi dil olur. Fransa’nın politik ve kültürel etkisi zamanla silinecektir. ABD-Washingon, Fransızca konuşan sömürge ülkesinin yeni efendisi olur.

 

Édouard Balladur Başkanlığındaki zamanın Fransız hükümeti Bakanlarından Bernard Debré, şöyle diyor:

“Herkesin unuttuğu bir şey var; bir tarafta Fransa varsa, Amerikalılar diğer tarafı destekliyordu, Ugandalıları silahlandırdılar, onlarda Tutsileri silahlandırdı. Fransızlar ile Anglo-saksonlar (Amerikan-İngiliz) arasında bir hesaplaşma olarak göstermek istemem, ama gerçekler söylenmeli.”

 

 

 

Makaleye başlamadan önce, Hutu nedir, Tutsi nedir, özetleyelim:

 

Ruanda Soykırımı’nın gerçek sebebi, Avrupalı sömürgecilerin, Hutu ve Tutsi ilişkilerine vurduğu olumsuz darbedir.

 

 

Resim: Hutu, Tutsi, Twa Fiziksel özellikleri

Resim: Hutu, Tutsi, Twa Fiziksel özellikleri

 

Hutu ve Bantu halkları, Ruanda, Burundi ve Kongo bölgesinin yerel halklarıdır. Ayrıca bölgede Twa adı verilen yerel halklar da yaşamaktadır.

Tutsiler, (Köken itibariyle Kuşitler - Cushite) 14. Yüzyılda Etiyopya’nın dağlık bölgelerinden Ruanda’ya göç etmişlerdir. Tutsiler, uzun boylu ve nispeten ince yapıdadırlar ve nüfus olarak %15’i geçmemelerine rağmen bölgeyi fethederler. Piramitsel bir politik yapı kurarlar, Hutulara sözlerini geçirirler, yönetim azınlık olan Tutsilerin elindedir ancak 19. Yüzyıla gelene kadar Hutularla aralarında bir sorun yoktur.

 

19. Yüzyıla gelindiğinde iki sorun baş gösterir, bu sorunlar Tutsi ve Hutular arasındaki ırksal, etnik gerginlikleri artırır. Sorunlardan biri arazi paylaşımı, diğeri de Avrupalıların sömürgecilik faaliyetleridir. 1800’lerin sonlarında Alman sömürgeciler bölgeye geldiğine, Tutsilerin Hutular üzerindeki egemenliğini onaylarlar. Sömürgecilerin ‘gerginliğe’ en kötü katkısı Irk Bilimini devreye sokmalarıdır.

 

İngiliz ordu görevlisi John Hanning Speke, Hamitik Teorisi isminde Irkçı bir hipotezin kurucusudur.  John Hanning Speke, yazılarında,  Tutsilerin, görünüş ve yüz yapısı olarak Hutulardan daha fazla Avrupalıya benzediklerini belirtir.  Bu teori, gelecek yıllarda Tutsi ve Hutular arasında ırkçı ve kültürel ayrımcılığın temelini oluşturacaktır.

 

Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Ruanda’nın kontrolü Belçika’ya verilir. Belçikalılar, Hutu ve Tutsiler arasında ayrımcılığı ve bölünmeyi daha da arttırır. Belçikalılar, (Nazi Almanyası’nda da kullanılan) Öjenik (Irk Islahı) tezini kullanırlar. Örneğin, ‘kafatası boyu büyük olan’ daha fazla beyne sahip, ‘boyu uzun olan’, ‘deri rengi daha açık renkliler’ vb. özellikler, Avrupalılara göre, Tutsilerin, Hutulardan üstün olduğunu ve Tutsilerin Avrupalılara daha yakın olduğunu göstermektedir.

 

Belçika’nın attığı son adım, Ruanda’da kahve üretimini başlatmasıdır. Çoğunluğu Hutu olan köylü çiftçiler, Tutsi memurlarının denetiminde Corvée sistemi eşliğinde ölümüne kahve çekirdeği yetiştirmek zorunda bırakılırlar. Corvée sistemi,  ‘köleliğin bir adım üstü’ anlamına gelmektedir. Birçok Hutu çiftisine, her gün işe başlamadan önce 10 kırbaç darbesi vurulur ki, iş kurallarının ciddiyetini hatırlasın.

1962’de Ruanda’nın bağımsızlığına kadar geçen sürede, Hutular, ‘ezilen ırk’ durumundadır. Hutular, Tutsiler tarafından zulme uğrayan kesimdir. Tutsiler de ‘Sömürgeciler’ tarafından manipüle edilmektedir… Yazı devam ediyor…

 

Belçika’nın Ruandalılara dağıttığı kimlik kartları:

( Belçikalıların dağıttığı, nüfus cüzdanı yerine geçen kimlik kartlarında, ‘insanlar, bölge halkı’ etnik olarak ayrıştırılmıştır. )

 

 

Belçika’nın 1986 Yılında Halka dağıttığı ‘Irk Kartı’, Etnik Köken Kartı.

Belçika’nın 1986 Yılında Halka dağıttığı ‘Irk Kartı’, Etnik Köken Kartı.

 

 

Belçika’nın 1986 Yılında Halka dağıttığı ‘Irk Kartı’, Etnik Köken Kartı

Belçikalıların dağıttığı başka bir kart.

 

Resimler için kaynak: history.libraries.wsu.edu/spring2016/2016/01/20/un-tribunal-on-rwanda-massacre-officially-ends/

 

 

Son bölüm:

Sonuç olarak, Ruanda Soykırımı’nın gerçek sebebi, ‘Avrupalı Sömürgecilerin’, Ruanda üzerindeki olumsuz etkileridir. Avrupalılar, elit Tutsileri manipüle ederek Hutulara zulmetmelerini sağlamış, bu durum, Hutular içerisinde nefret duygularını körüklemiştir.

Daha sonra Avrupalılar, Hutulara yardım ederek Tutsilerden yönetimi almalarını sağlamış ve sahneden çekilerek birbirlerini katletmelerini izlemişlerdir…

 

Kaynak: modernhistoryproject2012.wordpress.com/history-of-hutu-tutsi-relations/

 

 

 

Makalemize geri dönelim:

Bu makale, Prof. Dr. Michel Chossudovsky ve Belçikalı ekonomist Pierre Galand’ın ortak çalışmasıyla hazırlanmıştır.

 

Ruanda iç savaşı ve gerçekleştirilen etnik katliamlar, ABD’nin Dış politikasın bir parçasıdır ve stratejik, ekonomik hedefler gözetilerek dikkatlice sahnelenmiştir.

 

1990’da Ruanda (Rwanda ) iç savaşının patlak vermesiyle birlikte, geçmişte Fransa ve Belçika’nın egemen olduğu topraklara,  ‘Amerikan nüfuzunu yayabilmek’ Washington’un gizli planıydı. ABD’nin niyeti, Ruanda Vatansever Cephesi (Rwandan Patriotic Front, RPF) isimli partiyi destekleyerek ve bu partinin askeri kolu, Ruanda Vatansever Ordusu’nu (Rwandan Patriotic Army, RPA ) silahlandırarak, Fransa’yı bölgeden uzaklaştırmaktı.

 

1980’lerin ortalarından beri, Uganda’daki Yoweri Museveni başkanlığındaki Kampala hükümeti, Washington’un Afrika’daki göstermelik demokrasi modeli haline gelmişti.

Ayrıca Uganda, ABD’nin “Sudan, Ruanda ve Kongo’ya karşı” destekleyip, finanse ettiği çeteci gerilla hareketlerinin de çıkış noktasıydı. (Amaçları, tüm Afrika ülkelerini istikrarsızlaştırmak.)

Tümgeneral Paul Kagame, Uganda Askeri İstihbaratının şefiydi. Tümgeneral Paul Kagame, Leavenworth, Kansas’ta ABD ordusuna ait bir okulda (CGSC) eğitim görmüştür.  Kagame, 1990 istilasının hemen ardından,  Kansas, ABD’den döner ve Ruanda Vatansever Ordusu’nun başına geçer.

 

Ruanda Vatansever Ordusu, Ruanda iç savaşının patlak vermesinden önce Uganda ordusunun bir parçasıydı. Ekim 1990’da Ruanda istilasının hemen öncesinde, ‘Askeri üniformalar’ değiştirilir. Birkaç gün içerisinde, çok sayıda Uganda askeri,  Ruanda Vatansever Ordusu’nun saflarına katılır. İç savaş boyunca, Ruanda Vatansever Ordusu’na takviye ve destekler Uganda’daki UPDF askeri üslerinden sağlanır. Tutsi subayları, Ruanda Vatansever Ordusu’ndaki pozisyonları devralır. Ekim 1990 istilası, “Tutsi gerilla ordusunun özgürlük savaşı“ şeklinde dünyaya duyurulur.  (Yorum: ABD ve Batı, PKK-PYD-YPG’yi de aynı şekilde, dünya halklarına, ana akım medya organları aracılığıyla pazarlamaktadır.)

 

 

Uganda’nın Askerileştirilmesi, Silahlandırılması

 

ABD’nin dış politikasının planlarından biri de, Uganda’nın askerileştirilmesi ve silahlandırılmasıydı. ABD-İngiltere, Uganda’nın UPDF güçleri ve Ruanda Vatansever Ordusu’nu kurmuş ve desteklemiştirler.  İngilizler, Jinja Askeri Üssünde eğitim vermiştir.

 

“1989 ve sonrasında, RPF-Uganda’nın Ruanda’ya karşı yaptığı saldırıları, ABD desteklemiştir.  ABD Dış İşleri Bakanlığı kayıtlarında en az 56 olay kayda geçmiştir. ABD-İngiltere’nin, Uganda ve RPF ile ilişkileri güçlendikçe, Uganda ve Ruanda arasındaki düşmanlık artmıştır. RPF, Ağustos 1990’da, istila hazırlıklarına ‘İngiliz İstihbaratının bilgisi ve onayı’ ile başlamıştır.”

 

Ruanda’nın RPA ve Uganda’nın UPDF’ sinden askeri birlikler, Güney Sudan’daki John Garang’ın ordusunu ve ayrılıkçı savaşını desteklemiştirler. ABD, bu girişimlerin de arkasındadır, gizli destekleri CIA vermiştir.

 

Ayrıca, ACRI * adı altındaki bir girişimle Ugandalı subaylar, ABD’li özel birlikler tarafından MPRI * eşliğinde eğitim alır. MPRI, Hırvatistan, Kosova ve Kolombiya’da da askeri eğitimler vermiştir.

 

* MPRI: Genellikle ABD için çalışan, özel/paralı asker, askeri şirketi. (Military Professional Resources Inc.)

* ACRI: ABD Dış İşleri Bakanlığının bir girişimi, Afrika’da askeri eğitim veriyor, silahlandırıyor. (Africa Crisis Reaction Initiative)

 

 

Uganda’nın Borçları

 

Uganda’nın borçları, Yoweri Museveni yönetiminde daha da artmıştır. Borçlardaki yığılma, kronolojik olarak Ruanda ve Kongo iç savaşlarıyla kesişmektedir. 1986’da, Museveni yönetime geldiğinde 1,3 Milyar dolar olan borçlar, 1997’de 3,7 Milyar dolara kadar yükselmiştir. Önceleri Dünya bankasına hiç borcu bulunmayan Uganda, 1997’de ‘sadece Dünya Bankası’na 2 Milyar dolar borçlu’ hale gelmiştir.

(Yorum: Ülkeler ve cahil halkları, bin bir türlü oyunla aldatılıp, başka ülkeleri veya kendi ülkelerini istikrarsızlaştıran ‘Irksal, Dinsel, Mezhepsel veya Etnik Ayrımcılık Savaşlarında’, terör faaliyetlerinde kullanılırken, bir yandan da borçlandırılmaktadır.)

 

 

Bu paralar nereye harcanmıştır? Bitmek bilmeyen iç savaşların eşliğinde, IMF’nin sponsor olduğu  “Ekonomik İstikrar Programı”, halka harcanacak bütçelerde kesintileri talep etmiştir.

 

 

Halka harcanması gereken paralar, Uganda’nın Ordusu (UPDF) için harcanır. Uganda Ordusu (UPDF) ise, önceden bahsettiğimiz gibi Ruanda ve Kongo’da askeri operasyonlara bulaşmaktadır. (ABD’nin direktifleriyle.)

 

 

İç savaş boyunca, her iki taraf da finanse edilmiş / silahlandırılmıştır

 

Benzer bir durum Ruanda’da da yaşanmaktadır. Habyarimana hükümeti, aldığı borçları silahlanmaya harcamaktadır. İç savaş süresince, iki tarafı da Dünya Bankası’nın bekçiliğinde parasal donör kuruluşlar finanse etmiştir.

 

Habyarimana rejiminin elinde birçok silah ve askeri ekipman vardır. Bu silahlar, Dünya Bankası, Fransa, Almanya, ABD, Belçika, Kanada ve Avrupalı fonlar, bankalar ve şirketlerden gelen finansmanlarla satın alınır. Ruanda ordusu ve İnterahamwe milisleri bu silahlarla donatılır.

 

Silahların çoğu, hükümetler arası görüşmeler yerine, birçok aracı ve silah tüccarları vasıtasıyla satın alınır. Bu işlemler, Dünya Bankasının denetiminde olan ülke bütçesine, hükümet harcamaları şeklinde yansıtılır. Katliamlarda kullanılan büyük bıçaklar, palalar, “ticari eşya” niteliğinde yasal yollarla ithal edilir. Ruanda Merkez Bankası kayıtlarına göre, 1 milyon civarı pala ve bıçağın ithalatı, antlaşmalara aykırıdır…

 

Makalenin bu kısmında Dünya Bankası, IMF’nin Ruanda’daki ikiyüzlü politikalarından bahsediyor…

360 ABD doları olan Ruanda’nın kişi başına düşen yıllık milli geliri, iç savaşın ardından, 140 dolara düşer… (1995)

 

 

Kongo iç savaşı

 

1994’de, Ruanda’ya ABD kuklası bir hükümetin yerleştirilmesinin ardından, Amerika’nın eğittiği Ruanda ve Uganda askeri birlikleri, Zaire’ye (Kongo) müdahale ederler.  Zaire, Başkanları Mobutu Sese Seko yönetiminde Fransa-Belçika’nın etkisi altındadır. Fort Bragg, Kuzey Karolina’dan ABD’li Özel Kuvvetlerin, yeşil berelilerin,  Ruanda Vatansever Ordusu’nu (RPA) eğittiği birçok defa yazılmış çizilmiştir. Bu askeri eğitim programı, 1994 öncesinde başlatılan gizli eğitim ve gizli askeri desteğin devamıdır. Sonuç olarak, Amerika’nın eğittiği Uganda ve Ruanda ordusunun, Kongo’daki iç savaşa müdahil olmasıyla, Ruanda iç savaşında yaşananlar ve sığınmacı (mülteci) krizi aynı şekilde Kongo’da da sahnelenir.

 

ABD, Kagame’nin ordusuna askeri destek veriyordu, bir yandan da ABD’li özel kuvvetler, Ruanda askeri birliklerine eğitim veriyordu. Kagame’nin ise başka planları vardı. ABD askerleri, Ruanda ordusuna eğitim verirken, Ruanda ordusu da Zaireli isyancıları eğitiyordu... (Hatırlayın, Paul Kagame, Leavenworth, Kansas, ABD’de askeri eğitim görmüştü.)

 

 

ABD’nin doğal kaynaklara, madenlere olan ilgisi

 

Kongo’da yaşananların arka planında mevzubahis olan şey, büyük maden yataklarıdır. Bunlardan biri, Amerika’nın savunma / askeri sanayisi için elzem bir maden olan stratejik kobalt yataklarıdır.

İç savaş süresince, hatta iç savaştan aylar önce,  Mobutu Sese Seko’nun devrilmesinden önce; Laurent-Désiré Kabila, birçok İngiliz ve Amerikan şirketi ile maden anlaşmalarını yeniden müzakere etmiştir. Maden şirketlerinden biri de, merkezi Bill Clinton’ın memleketi olan ABD, Arkansas’taki AMF isimli maden şirketidir.

 

Bu arada ABD’de IMF yetkilileri, Zaire’nin ekonomik durumunu masaya yatırılar… Başkan Mobutu’dan sonraki ekonomik programa çoktan karar verilmiştir.  1997’de, Mobutu Sese Seko ülkeden kaçmadan önce bir çalışma yayımlanır… IMF, ülkenin ekonomisine çözüm getirecektir. (?)

Laurent-Désiré Kabila hükümetine, IMF tarafından maaş ücretlerini dondurma (zam yapmama) emri verilir. Hiper-enflasyon şartlarında, Zaire’de özel sektörde çalışanların maaşı 30,000 Zaire lirası olarak kalır, ABD doları karşılığı olarak sadece “ 1 ” dolar.

 

IMF’nin istekleri, ülkeyi müthiş bir fakirliğe sürükler. Fakirlik ise, iç savaşı daha da ateşlendirir. İç savaş sonucu 2 milyon civarı insan hayatını kaybeder.

 

 

Sonsöz

 

Ruanda iç savaşı ve soykırımı, Fransa’nın desteklediği Hutu önderliğindeki Habyarimana hükümeti ve Amerika’nın askeri ve finansal olarak desteklediği Tutsi önderliğindeki Ruanda Vatansever Cephesi (RPF) arasındaki politik güç savaşıdır.

Etnik ayrımcılık ve kavgalar, jeopolitik amaçlar için kullanılmıştır.

CIA ve Fransız İstihbaratı, işin içindedir.

 

 

İki tarafa da yapılan askeri-silah yardımlarının yanı sıra, dışarıdan giren borç fonları (IMF, Dünya Bankası vb.) iç savaşın finansmanında önemli bir rolü üstlenmiştir. Uganda ve Ruanda’nın dış borçları (Dışarıdan gelen borç para), askeri ve ayrılıkçı milis güçleri desteklemek için kullanılmıştır. Uganda’nın dış borcu, hızlı bir şekilde 2 milyar dolardan fazla artmıştır. Ruanda’nın dış borcu 1990-1994 arasında 250 milyon dolar artmıştır. Uganda, ABD tarafından silahlandırılıp desteklendiği için, Habyarimana’ya sadık Ruanda Ordusu’na (Armées du Rwanda, FAR) göre çok daha eğitimli ve donanımlıdır.

 

Ruanda Vatansever Cephesi’nin üst düzey yöneticilerinden Paul Mugabe’nin ifadesine göre, Habyarimana’nın uçağının düşürülmesinin emrini bizzat Tüm General Paul Kagame vermiştir. Kagame, Habyarimana suikastının, Tutsilere karşı bir soykırımı başlatacağını bilmekteydi.

Soykırım ve katliamlar başladığında, Amerikalı askerlerin eğittiği Ruanda Vatansever Ordusu Kigali’ye tüm gücüyle konuşlandırılmasına rağmen, etnik soykırımı engellemek için hiçbir şey yapmamışlardır.

 

Paul Mugabe’nin ifadesi, Fransız Parlamentosuna sunulan istihbarat raporundaki bilgilerle örtüşmektedir.

Tüm General Paul Kagame, ABD’nin bir piyonudur.

Katledilen yüz binlerce Afrikalı, Amerika için bir şey ifade etmemektedir.

İç savaş ve etnik katliamlar, ABD’nin dış politikasının bir parçasıdır. Stratejik ve ekonomik amaçlar gözetilerek dikkatlice sahnelenmiştir.

 

 

Ruanda Soykırımı, ABD ve Fransa arasındaki iyi ilişkiler ve Batı’nın açık ittifakına rağmen, Amerika ve Fransa arasında adı konulmamış bir savaştır. ABD’nin desteklediği Uganda ve Ruanda ordularının Kongo’daki iç savaşa da direkt müdahil olmasıyla, Kongo’da katledilen ve sığınmacı kamplarında hayatını kaybeden yüz binlerden de Amerika Birleşik Devletleri sorumludur.

 

Amerikalı politikacılar, soykırım ve katliamların kaçınılmaz olduğunu çoktan bilmekteydiler. Soykırım başlamadan tam dört ay önce, CIA, bir raporla ABD Dış İşleri Bakanlığını uyarmıştır.

Bu rapor, Birleşmiş Milletler’den gizlenmiştir.

Ta ki Ruanda Soykırımı sona erer, Rapor, BM’nin Ruanda’daki askeri gücünün komutanı Tüm General Dallaire’ye gönderilir.

 

ABD’nin hedefi, Habyarimana hükümetini destekleyen Fransa’yı bölgeden çıkarmak, Fransa’yı bölge halkının gözünden düşürmek, Ruanda’da Tüm General Paul Kagame yönetiminde bir Amerikan-İngiliz uydu devleti kurmaktır.

 

Bölgede 5000’i aşkın askeri olan Birleşmiş Milletler (BM), soykırıma müdahale etmemiştir.

 

 

 

Yorum: Benzer girişimler ülkemizde de uygulanmaktadır. FETÖ, PKK, IŞİD gibi terör örgütleri, Türkiye’yi bölmek, ülkemizi içten yıkmak için ABD-İngiltere-Batı, tarafından kullanılmaktadır.

Halkımız; ayrılıkçı, ülkemizi ve insanımızı içten bölmeye yönelik her türlü girişime karşı uyanık olmalıdır.

 

Kaynak: (Bazı bölümlerin özet çevirisi yapıldı.)

globalresearch.ca/twenty-years-ago-rwanda-installing-a-us-proxy-state-in-central-africa-the-us-was-behind-the-genocide/5376742

 

 

Konu ile ilgili bir başka kaynakta,  1994’de Kongo’ya kaçan bir Hutu sığınmacısı olan Venant Ntakirutimana, yaşananları şöyle özetlemiş:

 

Bill Clinton ABD Başkanı olunca, Amerikan çıkarları için Paul Kagame’yi seçer.  1 Ekim 1990’da, Ruanda Cumhurbaşkanı Juvénal Habyarimana, Fransızlara ihanet etmeyi reddeder.

Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı), Ruanda’yı Uganda üzerinden, Ruanda Vatansever Cephesi (RPF) isyanının ardına sığınarak işgal etme kararını verir.

O gün, Ruanda Cumhurbaşkanı Juvénal Habyarimana, ABD Washington’dadır. ABD Dış İşleri Bakanlığı, tüm güçlerini Paul Kagame’ye (RPF’ye) devretme şartıyla Habyarimana’ya politik sığınma hakkı önerir.

Habyarimana, bu teklifi geri çevirir. Ekim 1990’dan Ocak 1993’e kadar, ABD Savunma Bakanlığı (Dick Cheney, Colin Powell), Ruanda hükümetini devirmek için Paul Kagame ne istediyse verirler.

Bu sırada, soruna demokratik bir çözüm getirme amacıyla, Kagame ve Ruanda hükümeti arasında görüşmeleri hızlandırmak için Fransa bir grup askerini Ruanda’ya konuşlandırır.

ABD,  Ruanda’da demokratik bir hükümet varken Kongo’yu istila edemeyeceğini anlar. ABD’nin Ruanda’da kukla (vekil) bir hükümete ihtiyacı vardır.

B planı devreye sokulur.

Hutu liderler, suikastla öldürülecektir.

Bill Clinton, Pentagon ve CIA’e,   Hutu liderleri öldürmesi için Paul Kagame’ye yardım etmeleri emrini verir.

Burundi Cumhurbaşkanı Melchior Ndadaye, Fransa’nın müttefiki ve dostudur.

Paul Kagame, beraberindeki ölüm mangaları ve CIA ajanlarıyla beraber Burundi’nin Başkenti Bujumbura’ya uçarlar.

Burundi Cumhurbaşkanı Melchior Ndadaye, suikastla öldürülür.

 

Burundi’den, Uganda’nın Başkenti Kampala’ya dönen Paul Kagame, USAID (ABD yardım kuruluşu.) direktörü Brian Atwood ile Ruanda Cumhurbaşkanı Juvénal Habyarimana’ya gerçekleştirecekleri suikast planını gözden geçirirler.

Olayı anlatan muhbire göre, Paul Kagame, bu suikasta gönülsüzdür. Ndadaye’nin ardından Habyarimana’nın da öldürülmesinin, Ruanda’da felaket düzeyinde bir iç karışıklığa sebep olacağı konusunda uyarır.

 

Fakat ABD Başkanı Bill Clinton, George Moose aracılığıyla Paul Kagame’ye Habyarimana’nın öldürülmesinin savaşı kazanmanın en hızlı yolu olduğu mesajını gönderir.

Pentagon, Kagame’ye her türlü konuda yardım sözü verir.

Habyarimana’nın uçağının vurulacağı yer tespit edilir.

Aralık 1993’de Paul Kagame, Brian Atwood, Prudence Bushnell ve George Moose ile yeniden buluşur ve Bill Clinton’a mesaj gönderir. “Clinton’a söyleyin, para ve silahlara ihtiyaç var.”

Bill Clinton, Kagame’ye, istihbarat, para ve C-130 Hercules nakliye uçaklarıyla silah gönderir.

6 Nisan 1994’de Habyarimana’nın uçağı, Masaka tepesi civarında, karadan havaya atılan 2 füze ile vurulur.  Kurtulan olmaz.

Uçağın vurulmasına CIA ajanları bizzat yardım etmiştir.

Bill Clinton, oval ofiste ‘mutlu haberi’ beklemektedir.

Bazı diğer devlet başkanları da (Yoweri Museveni, Ali Hassan Mwinyi) Bill Clinton’dan aldıkları emirlerle, politik olarak suikasta ortak olmuşlarıdır. (Habyarimana’nın uçağının, Darüsselam’dan belli bir vakitte kalkıp, akşam hava karardıktan sonra belli bir vakitte inmesini sağlamışlardır.)

 

 

Sources English

Kaynak:

mdrwi.org/rapports%20et%20doc/journaux/rethinking%20rwandan%20war.htm

kongokinshasa.afrikblog.com/archives/2010/10/12/19328090.html